İmar Planına Esas Jeolojik Jeoteknik Etüt Nedir? İyi mi Kötü mü, Hadi Tartışalım
İzmir’de bir gencin hayatı, her ne kadar “buralar çok güzel” diye sosyal medyada fotoğraflarla süslense de, işin içinde biraz daha derine inince, şehri etkileyen pek çok problem karşımıza çıkıyor. Geçenlerde bir arkadaşım bana “İmar planına esas jeolojik jeoteknik etüt nedir?” diye sordu. Doğal olarak, önce biraz şaşırdım. Kimsenin bu kadar teknik bir konu hakkında kafasını yoracağı aklımın ucundan bile geçmezdi. Ama sonra düşündüm: Bunu anlamak, aslında şehri daha iyi anlamak demekti. İmar planına esas jeolojik jeoteknik etüt, yani basitçe söylemek gerekirse, yapılacak yapılar için zeminin uygunluğunu belirleyen çalışmalar, ne yazık ki bizde hala çoğu zaman göz ardı ediliyor. Peki, bu etütlerin gerçek işlevi nedir? Gelin birlikte bakalım, iyi mi, kötü mü?
İmar Planına Esas Jeolojik Jeoteknik Etüt Nedir? Kısaca Tanıyalım
Öncelikle şunu netleştirelim: İmar planına esas jeolojik jeoteknik etüt, aslında bir inşaat projesinin en temel adımlarından biridir. Bu etüt, yapılacak yapının inşa edileceği zemin hakkında gerekli analizlerin yapılmasını sağlar. Yani, bir inşaatı yapmadan önce “Bu toprak sağlam mı?” sorusunun cevabını almak için yapılan bilimsel çalışmaların bütünüdür. Bu etütlerin amacı, zemin özelliklerinin belirlenmesi, yer altı su seviyelerinin tespiti ve olası doğal afetlere (deprem, sel, vb.) karşı alınması gereken tedbirlerin belirlenmesidir. Aslında, bu çalışmalar, şehirlerimizin inşa edilmesinin arkasındaki gizli kahramanlardır. Ama ne yazık ki, çoğu zaman gereksiz bir “masraf” olarak görülür. Buradaki “masraf” kelimesi de işin ironik kısmıdır; çünkü bu etütler yapılmazsa, karşımıza büyük felaketler çıkabilir.
İyi Yönleri: Neden Bu Çalışmalar Önemli?
Hadi, dürüst olalım: İmar planına esas jeolojik jeoteknik etütlerin yapılması, aslında akılcı bir yaklaşım. Bu etütler sayesinde, binanın temeli için doğru zemin seçimi yapılır, yapının sağlamlığı sağlanır ve doğal afetlere karşı önlem alınır. Bunu yapmazsan, ilerde bu eksikliklerin bedelini daha ağır ödeyebilirsin. İzmir’de son yıllarda yaşanan depremler, bunun ne kadar hayati bir konu olduğunu bize defalarca hatırlattı. 1999 Gölcük depreminden sonra, aslında ülke genelinde bu tür çalışmaların önemi biraz daha anlaşıldı, ama hâlâ büyükşehirlerde bu etütler göz ardı edilebiliyor.
Bir de şunu düşünün: Her gün binlerce insan ev alıyor ya da iş yeri açıyor. Peki, kimse o binanın zeminine, altyapısına ne kadar dikkat ediyor? Çoğu zaman, “Oturmak için iyi bir yer, pahalı değil” gibi düşünceler ön plana çıkıyor. Oysa bir yerin zemin özellikleri, sadece toprağının sağlam olup olmamasıyla sınırlı değildir. Bu zemin, yer altı su seviyesinden yerel kayaç yapısına kadar birçok faktörü içerir. Yani, zemin etüdü olmadan bir yapının sağlam olması çok zor. İşte burada, bu etütlerin yapılması, gelecekteki büyük felaketlerin önüne geçmek için önemli bir adımdır.
Kötü Yönleri: Türkiye’de Durum Ne? Her Şeyin Bir Fiyatı Var
Şimdi gelelim bu işin karanlık tarafına. Ne yazık ki, Türkiye’de çoğu zaman bu tür jeoteknik etütler, sadece “gerekli” olduğu için değil, bazen “zorunluluk” olduğu için yapılır. Yani, birçok inşaat firması, “bu raporları almak zorundayız” diye düşünüyor, ancak asıl amacın bir anlam ifade etmesi gerektiğini pek göz önünde bulundurmuyor. Kimi zaman, bu etütler yapılmış olsa da, sonuçlar sadece formel bir belge olarak kalabiliyor. Çünkü inşaat sektörü, çoğu zaman kar odaklı çalışıyor. O yüzden, zemin etüdü raporları, doğru değerlendirilmeden ve gereken önlemler alınmadan “tamam, rapor var, işimizi hallettik” diye geçiştirilebiliyor. Üstelik, bu etütler her zaman ucuz da olmuyor; bu yüzden kimi firmalar, yalnızca yüzeysel ve geçici çözümlerle işi halletmeye çalışıyor. Oysa bu, uzun vadede felakete yol açabilir.
Bir de şu var: İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde imar planına esas jeolojik jeoteknik etütlerin yapılması, bazen sadece “yasal zorunluluk” olarak kabul ediliyor. Yani, gerçek anlamda bir kalite güvencesi sunmak için değil, tamamen hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmak adına yapılabiliyor. Böylece, bir bakıma önemli bir fırsat gözden kaçırılmış oluyor. Bu durum, hem güvenlik hem de çevresel sürdürülebilirlik açısından büyük bir tezat oluşturuyor.
Sonuç Olarak: Kim, Neden Bu Etütleri Ciddiye Almalı?
Bence, “İmar planına esas jeolojik jeoteknik etüt nedir?” sorusunun cevabı, şu sorularla çok daha netleşiyor: “Güvenli bir şehirde yaşamak istemez misiniz?” “Bugün yapılsa bile, bu etütler gerçekten doğru bir şekilde yapılıyor mu?” “İnşaat firmaları, raporları sadece yasayı yerine getirmek için mi hazırlıyor?” Bu soruların peşinden gitmek, aslında hepimizin geleceğini şekillendirecek adımlar olacaktır. Çünkü bu etütler, sadece bir inşaatın sağlam olup olmadığıyla ilgili değil, tüm bir şehir hayatının geleceğiyle ilgilidir. Umarım ki, bu etütler sadece yasal bir gereklilik olmaktan çıkıp, gerçekten güvenliği sağlamak adına, herkesin dikkate alacağı bir adım olur.